Trump İran'ı uyardı: Ya anlaşma yapın ya da ABD'nin yıkıcı saldırılarıyla karşı karşıya kalın

Başkan Trump, İran'a sert bir ültimatom vererek, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde askeri saldırıların yenileneceği tehdidinde bulundu. Savunma seçimi Hegseth uyarıları yineliyor.
Başkan Trump Salı günü İran'a güçlü bir uyarıda bulunarak, diplomatik müzakerelerin tatmin edici bir anlaşmaya varamaması durumunda ABD'nin İslam Cumhuriyeti'ne karşı askeri operasyonları sürdürmeye hazır olduğunu öne sürdü. Çin'e gitmeden önce Beyaz Saray'da gazetecilere konuşan Trump, İran liderliğinin karşı karşıya olduğu kesin bir tercihi dile getirdi: Ya Washington'la gerçek barış görüşmeleri yürütün ya da önemli askeri sonuçlarla yüzleşin. Başkanın sözleri iki ülke arasında artan gerilimin altını çiziyor ve yönetimi sırasında daha agresif dış politika stratejilerine doğru potansiyel bir değişimin sinyalini veriyor.
Trump, yönetiminin askeri güç konuşlandırmaya hazır olup olmadığı konusunda çok az belirsizlik bırakan bir dil kullanarak, "Ya bir anlaşma yapacağız ya da onların büyük bir kısmı yok olacak," dedi. Açıklama, aylardır süren diplomatik manevralar ve bölgesel gerilimlerin ardından söylemde ciddi bir artışı temsil ediyor. Trump'ın uyarısı, kabinesinde İran politikasıyla ilgili daha geniş tartışmalarla aynı zamana denk geldi ve Tahran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerle başa çıkma konusunda hükümetin en üst düzeylerinde koordineli bir yaklaşımın şekilleniyor olabileceğini öne sürdü.
Başkanın yorumları, yönetiminin İran nükleer müzakereleri ve Orta Doğu'nun daha geniş güvenlik kaygılarıyla ilgili önceki anlaşmaları ve politika çerçevelerini yeniden değerlendirdiği yönündeki raporların ortasında geldi. Trump daha önce önceki yönetimler tarafından müzakere edilen uluslararası anlaşmalardan memnuniyetsizliğini dile getirmiş ve bu durum potansiyel politika geri dönüşlerine zemin hazırlamıştı. Son sözleri, yönetim yetkililerinin, İran hükümetiyle müzakerelerde askeri seçenekleri geçerli bir baskı taktiği olarak değerlendirdiğini gösteriyor.
Savunma Bakanı adayı Pete Hegseth, medyaya yaptığı ayrı açıklamalarda başkanın uyarısını tekrarlayarak Trump'ın İran'a yönelik şahin tutumunu güçlendirdi. Uzun süredir düşman uluslara karşı daha saldırgan bir yaklaşımı savunan Hegseth, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda Trump yönetiminin kararlı askeri eylemde bulunmaktan çekinmeyeceğini vurguladı. Trump ile Hegseth'in bu kritik ulusal güvenlik meselesindeki uyumu, İran politikasının yeni gelen yönetim için büyük bir öncelik olarak kalacağına işaret ediyor.
Hegseth'in Savunma Bakanlığı'nın müstakbel başkanı olarak konumu, onun İran'a karşı askeri operasyonlara ilişkin açıklamalarına özel bir ağırlık veriyor. Onun sözleri, liderliği altındaki Pentagon'un, İran'ın askeri hedeflerine veya nükleer tesislerine saldırı düzenlenmesine yönelik her türlü başkanlık emrini desteklemeye ve uygulamaya hazır olacağını gösteriyor. Sivil ve askeri liderlik arasındaki bu koordinasyon, Trump yönetiminin İran tehdidine bakışındaki ciddiyetin altını çiziyor.
Trump ve Hegseth'in uyarıları, İran'ın bölgesel faaliyetleri ve nükleer programdaki ilerlemesi konusundaki artan hayal kırıklığını yansıtıyor. Son istihbarat değerlendirmeleri, İran'ın daha yüksek konsantrasyonlarda uranyum zenginleştirmeye devam ettiğini gösterdi; bu da Washington ve bölgesel müttefikler arasında alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Trump yönetimi, İran'ın nükleer gelişiminde tehlikeli olarak gördüğü eğilimleri tersine çevirmeye kararlı görünüyor ve aynı zamanda Tahran'ın Orta Doğu'daki militan gruplara verdiği desteği de ele alıyor.
ABD-İran gerilimleri geçtiğimiz yıl her iki ülkenin de kısasa kısas askeri eylemlere ve provokasyonlara girişmesiyle yoğunlaştı. Trump yönetimi, askeri hazırlığı müzakerelerden olumlu sonuçlar elde etmek için şart olarak görerek, önceki yönetimlere göre daha sıkı bir duruş sergileme niyetinde olduğunun sinyalini verdi. Yönetim içindeki yetkililer, inandırıcı askeri kapasite ve güç kullanma isteği göstermenin, İranlı liderlere mevcut gidişatlarını yeniden gözden geçirme konusunda baskı oluşturabileceğini ileri sürdü.
Trump'ın Çin'e gitmeden hemen önce yaptığı açıklamaların zamanlaması ilave bir stratejik önem taşıyor. Trump, Pekin'le ticaret ve jeopolitik konuları ele almak üzere seyahat ederken yönetiminin İran'a ilişkin tutumunu kamuoyuna açıklayarak, Amerika'nın düşmanlarıyla başa çıkma yaklaşımında tutarlılığın sinyalini veriyor gibi görünüyor. Mesaj, Çin'le veya diğer acil uluslararası meselelerle ilişkileri ne olursa olsun, İran'ın dış politika gündeminde kritik bir odak noktası olmaya devam ettiğini öne sürüyor.
Çin'in İran'la önemli bir ticaret ortağı olarak oynadığı rol, Trump'ın Pekin'le eş zamanlı ilişkisine ve Tahran'a karşı katı tutumuna yeni bir karmaşıklık katmanı daha ekliyor. Trump, Çin ziyareti sırasında çeşitli diplomatik ve ekonomik kanallar aracılığıyla İran üzerindeki baskıyı koordine etmeye çalışabilir. Yönetim, İran'la iş yapan ülke ve şirketlere yönelik ikincil yaptırımların, İran rejimini ekonomik olarak izole etmek için ek bir araç olabileceğini belirtti.
Nükleer silah geliştirme endişeleri, yönetimin İran stratejisinin merkezinde yer almaya devam ediyor. İstihbarat teşkilatları, İran'ın nükleer silah üretmeye yönelik teknik kapasiteyi edinme yolunda istikrarlı ilerleme kaydettiğini belgeledi, ancak İran'ın bu tür silahları elde etmek için siyasi bir karar alıp almadığı konusunda değerlendirmeler farklılık gösteriyor. Trump'ın ültimatomu, İran liderliğini nükleer ilerlemeyi durdurmaya ve programları hakkında gerçek müzakerelere başlamaya ikna edebilecek bir baskı yaratmak için tasarlanmış gibi görünüyor.
Trump yönetiminin İran politikası, çok taraflı anlaşmaları ve diplomatik katılımı vurgulayan önceki yaklaşımlardan bir ayrılığı temsil ediyor. Trump'ın ekibi, kapsamlı uluslararası anlaşmalar peşinde koşmak yerine, Amerikan çıkarları açısından daha olumlu sonuçlar doğurabilecek ikili müzakereleri tercih ettiğini öne sürdü. Stratejideki bu değişiklik, başkanın uluslararası kurumlara yönelik daha geniş şüpheciliğini ve yabancı liderlerle doğrudan müzakere tercihini yansıtıyor.
İsrail ve birkaç Körfez Arap ülkesinin de aralarında bulunduğu bölgesel müttefikler, İran'a karşı daha sert bir yaklaşıma destek verdiklerini ifade ettiler. İran'ın askeri faaliyetlerinden ve nükleer hırslarından doğrudan tehditlerle karşı karşıya olan bu ülkeler, Trump yönetiminin daha çatışmacı tutumunu genel olarak memnuniyetle karşıladılar. Özellikle İsrailli yetkililer, kendi bağımsız askeri kapasitelerini ve caydırıcılık stratejilerini korurken bile, Trump'ın İran tehdidini net ve kararlı bir şekilde ele almasını takdir ettiklerini belirttiler.
Trump'ın önerdiği çerçeve kapsamında müzakere yoluyla bir anlaşmaya varmanın fizibilitesi belirsizliğini koruyor. İranlı liderler tarihsel olarak Amerikan ültimatomları ve baskı taktikleri olarak tanımladıkları şeye direndiler, bunun yerine milliyetçi söylemi ve askeri hazırlığı iki katına çıkardılar. Trump yönetiminin yaklaşımı, artan askeri baskının ve inandırıcı güç tehditlerinin eninde sonunda İran'ı mevcut rotasından vazgeçmeye ikna edeceğini varsayıyor; ancak bu varsayım, İran'ın karar alma süreçlerine ilişkin tartışmalı öncüllere dayanıyor.
Trump'ın İran uyarısına Kongre'nin tepkisi karışık oldu; bazı üyeler Trump'ın kararlı duruşunu alkışlarken, diğerleri askeri çatışmaların yeniden başlaması riskleri konusunda endişelerini dile getirdi. Orta Doğu meselelerinde uzman Kongre üyeleri, yanlış hesaplama veya gerilimi tırmandırmanın yıkıcı sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunarak, yönetime askeri hazırlıkların yanı sıra diplomatik kanalları da takip etmesi yönünde çağrıda bulundu. Askeri hazırlık ile gerçek diplomatik katılım arasındaki denge muhtemelen yönetimin İran stratejisinin başarısını veya başarısızlığını belirleyecek.
Trump yönetimi İran stratejisini uygulama yolunda ilerlerken, uluslararası gözlemciler hem diplomatik gelişmeleri hem de askeri hazırlıkları yakından izleyecek. Önümüzdeki aylar, Trump'ın ültimatomunun anlamlı müzakerelere mi yol açacağını yoksa açıkça uyardığı askeri çatışmaya mı yol açacağını belirlemede kritik öneme sahip olacak. Bölgesel istikrar, küresel enerji piyasaları ve Orta Doğu'daki Amerikan askeri taahhütleri açısından önemli riskler var ve bu da İran politikasını yeni yönetimin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri haline getiriyor.
Kaynak: The New York Times


